Putlaşan Düşünceler
Üzerine tartışamadığınız her şey zamanla putlaşır. Kaskatı kesilir. Artık isteseniz de o konu hakkında konuşamazsınız. Ucu açık, ucu keskin olarak sessizce, ölmüş gibi durur. Gerektiğinde tüm çıkarların gölgesi altında yeniden ortaya çıkar. Başka bir deyişle, sürekli ölüp ölüp dirilir.
Bu hep böyle olmuştur Türkiye’de. Ancak son on yıldır, hiçbir zaman olmadığı kadar tartışmaya kapalı bir toplum olup çıkıverdik. Tartışmadığımız gibi, bunu dillendiren kişileri de yok etmek istiyoruz. Çok bağıran ama niye bağırdığını bilmeyen bir kabileye dönüştük. Tıka basa yozlaştık. Her zerremize sızdı riyakarlık. Yukarıda ne gördüysek, aşağıda da o olmaya başladı. Araya adam koyduk, torpille iş bulduk. Kendi görüşümüzden olanlardan iş aldık. Cuma’dan çıktık, ihaleye girdik. Ev yaptık; demirden, çimentodan çaldık. Sarılan çiftlere kızdık, dinden el gidiyor dedik, paramızı bankaya koyduk. Faizle geçinir olduk. Atatürk dedik, Atatürklü küllük, saat, hediyelik eşya sattık. Müslümanlık dedik, yakmayan kefen sattık. Deizm hiç olmadığı kadar yükselişte. Sorumlu aradık, kendimiz haricinde herkesi sorumlu tuttuk. Ahlaktan bahsettik sürekli; yangın çıktı, yangın tüplerine yüzde yüz zam yaptık. Pandemi oldu, dış mihraklar tasarladı dedik. Kolonyaya yüzde bilmek kaç zam yaptık. Nemalandık, suçu başkalarına attık. Olanı düzeltmek yerine, eski Türkiye’yi özledik durduk. Mutluluğu geçmişte aradığımız müddetçe, gelecek hiçbir zaman gelmeyecek. Hala ısrarla anlamıyoruz bunu. Adalet, içi boş bir kelimeye dönüştü. Kavramlar değişti. Tüm caddelerde, sokaklarda, Pazar yerlerinde, çarşılarda “insanı” aradık. Körler çarşısında ayna satar olduk. Kendi kirli suretlerimizi arar olduk derin kuyularda. İlhan İrem’in dediği gibi; “tutuşturup yabani otlarını, çıkmalı bu gece ormanından.