Ölü Adamın Günlüğü (Kayıp) BAŞKA
Olsam da olur olmasam da… Bu duruma nasıl geldim? Ne zaman geldim? Aslında bunlardan daha değerli bir soru var aklımda. Neden geldim? Oysa her şey güzel olacaktı. İnancım vardı. Umudum, hayallerim, düşlerim, yarına dair planlarım… Ne oldu da hepsi uçup gitti avuçlarımın arasından? Böylesi bir yoksunluğu ne zamandır yaşıyorum ben?
Her şey yolda değişti. Zaten bir yolculuktu yaşamak. Sadece gidilen, dünya sahnesinden sadece geçilen bir yolculuk. Kendi yolumun dışında, hep başkalarının yollarında yürüdüm. Yoldaş olursam birine, özgür de olurum sandım. Yanılmışım. Bunu yolun sonunda anlamak ise, kökümden koparttı beni. Gri bir bulut kapladı içimi dışımı. Ne yağabiliyordum, ne de güneş açabiliyordum. Ne acı değil mi? Hem güneşe hasretsin, hem de yağmura.
Çok sorguladım başıma gelenleri. Derin yalnızlığımı ve geçmeyen öfkemi sorgulayıp durdum sürekli. Kendimi güçlü ve akıllı sanırdım. Oysa değilmişim. Güçsüz, aciz, en başından yenikmişim.
Bu gece bunları yazdıktan sonra ölsem, günler sonra bulurlar cesedimi. Ve işin en acıklısı da, bulma nedenleri özlemeleri değil cesedimin kokması olurdu. Sevilmenin tadını unutalı yıllar oluyor. Bana sevmeyi verdiler. Çıkarsızca sevdim. Lakin sevmek ve sevilmek yan yana gelmeyince, acıdan başka bir şey vermiyor sevmek. Bazı şeyler yan yana olunca güzel. Diğer türlüsü hüzünlü bir şarkı yalnızca… Geçmişi karıştırmaktan, bulduklarınla savrulmaktan başka bir işe yaramıyor. Ve nedense ben, geçmişte yaşamaktan kurtaramadım zavallı ruhumu.
Keşke yazdıklarımı; “yine de umudum var” ile bitirebilseydim. Biten bir şey var elbet. Ama onun da bana hiçbir faydası yok. Bir İran türküsünde söylenen gibi. Bir ömür daha gerek bize. Çünkü bu ömrü, sadece umutlanarak geçirdik…