Kara Soğuk
İki yüzlülerle dolu bu şehir,
ayna zaten yok,
olsa kimse bakamaz.
Kar falan hikâye,
üstümüze yağan
sinsilik.
İnsan artığı bahanelerle
örtüyorlar rezilliği,
sonra temiz sanıyorlar kendilerini.
Herkes vicdanını çöpe atmış,
ama ahlâk dersi vermeye
hâlâ hevesli.
En kirli eller
en çok parmak sallayanlarda.
Susarsan “olgun” diyorlar,
konuşursan “geveze”.
Gerçeği söylersen
problem sensin.
Çünkü bu şehir
doğruyu değil, sessizliği sever.
Oysa bu olgunluk falan değil,
bildiğin korkaklığın süslü hali.
Ses çıkaramayanlar
erdemli sayılıyor,
isyan edenler
yalnız bırakılıyor.
Herkes hayatta kalma derdinde,
insan olmak kimsenin umrumda değil.
Dostluk menfaat kadar sürüyor,
vicdan çıkarla yarışamıyor.
Ey şehir,
insanı tüketen sensin.
Beni yoran kış değil,
senin olmayan düzenin.
Doğruyu yok sayıp
yanlışı çoğalttın,
susmayı marifet,
eğilmeyi akıl yaptın.
İçimizden geçen her öfkeyi
ya boğdun
ya da yalnız bıraktın.
Sonra dönüp
bu sessizliği bize yakıştırdın.
Ama bil ki,
biz senden çok şey istemedik.
Biraz adalet,
biraz nefes,
biraz da insan kalabilme.
Sen ise
bizi büyütmek yerine
yormayı seçtin.
Şimdi bu sokaklarda
eksik olan umut değil,
merhamet.
Ve ben hâlâ buradayım,
gitmedim.
Ama her geçen gün
senden biraz daha
soğuyorum.
Çünkü sen
kendine bile
dürüst değilsin.
Beni üşüten
kara soğuğun değil,
iki yüzlülüğün