Kapı Kilitli Tatlım

Yayınlama: 12.04.2026
A+
A-
Konya Büyüksehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu,Yazar- Dramaturg

Her şeyi yapmak istediğim, hayatımın en ergen günleri, 90’ların ortasıydı. Radyoların inanılmaz popüler olduğu zamanlar yani. Şiir yazmayı, şiir okumayı seviyordum. Yazdığım bir şiiri, alttan fon müziği vererek okuyunca kendimi önemli birisi gibi hissediyordum. Müzikle de aram fena sayılmazdı. Eh bu kadar artı bir araya gelince, ergen kafamla radyocu olmaya karar verdim. Evet, evet kesinlikle bu işi yapmalıydım. Ben bu iş için yaratılmıştım. Bu kararı almamın asıl nedeni, aslında o yıllarda kadınların, şiir okuyan erkeklere olan hayranlığıydı. Keşke inşaat sektörüne girişseydim. (Benim gelişemem de radyoların çok büyük bir etkisi vardır). Bir sabah cesaretimi toplayıp, Antalya’da yerel bir radyoya program sunuculuğu için başvuruda bulundum. Hala nasıl oldu da bu adam, radyonun müdür oldu dediğim Salih Bey, uzunca bir süre düşündükten sonra bana “Madem öyle deneyelim seni” dedi. Sonra gözlüğünün üstünden bakarak: “Yalnız para veremeyiz” deyip, cevabımı duymadan kalkıp gitti. Hayatım boyunca, en ilginç insanları burada gördüm.  Olmasına olmuştu, artık bende program sunabilecektim lakin konu ile ilgili hiçbir şey bilmiyordum. O yıllar program sunmak şimdiki gibi kolay değildi. Bir sürü kasetçaların olduğu, koca koca mikserlerin bütün odayı kapladığı yıllardan bahsediyorum. Şöyle söyleyeyim, radyoya ilk kez cd çalar geldiğinde, çalışanlar olarak halay çekmiştik. İşi tam anlamıyla öğrenmek için bir müddet, yayın yapanları izlemeye karar verdim. Mehmet adında, istek programı yapan program sunucunun yanında yayına giriyordum. Mehmet son derece garip ve tuhaf bir çocuktu. Cebinden padişah fermanına benzeyen uzun bir kâğıt çıkartır, oradan program boyunca, şu şarkı şuna, bu şarkı buna deyip dururdu. Anlamadığım ters bir durum vardı ama. Zira odada telefon yoktu. Bundan dolayı mıdır bilinmez, hiç telefon sesi duymadım. Peki, ama madem telefon yoktu, nasıl oluyordu da bu adam, istek programı yapıyordu? İstek almadan, istek programı yapan, saçma bir karakterdi Mehmet. Öleceğini bile bile yaşayan bizler gibi. Birkaç zaman sonra, işi iyice kavramış, öğrenmiştim. “Şeker gibi çalışma geliyor” şeklinde konuştuğum, naiflikten, kibarlıktan kırıldığım, bu iğrenç günleri hatırlamak bile istemiyorum. (O döneme ait program kasetlerinin hepsini yaktım.) Radyo çalışanları olarak her hafta toplantı yapardık Toplantının sonunda Salih Bey, herhangi bir rahatsızlığı, sorunu olan var mı diye sorardı. Genelde kimse cevap vermez, böylelikle toplantı bitmiş olurdu. Ama o gün Mehmet, sorunun üzerine heyecanla atıldı. Sanki bütün toplantı boyunca bu anı bekliyor gibiydi. “Efendim, canlı yayında küt diye odaya giriyorlar. Bundan çok rahatsızım” diyerek sorununu beyan etti. Salih Bey, son derece ciddi tavrıyla Mehmet’in gözlerinin içine baktı ve aralarında hiçbir zaman unutmayacağım şu efsane diyaloglar geçti.

SALİH BEY- Mehmet dışarı çık canım!

Mehmet, şaşkınlık içerisinde ona denileni yaptı. Çünkü Mehmet, bugüne kadar her zaman ona denilenleri yapmıştı.

SALİH BEY- Osmancığım, rica etsem kapıyı kilitler misin?

Osman durur mu? Oda ona denileni yaptı. Hayatımızın dersini almak için hepimiz, heyecanla Salih Beyin ne diyeceğini ne yapacağını merak ediyorduk. Osman kapıyı kilitledi, yerine oturdu.

SALİH BEY- Mehmet içeri gir tatlım!

Mehmet ona verilen görevi yerine getirebilmek için bütün gücüyle, içeri girmeye uğraşıyordu. Ama unuttuğum bir şey vardı. Kapı kilitliydi.

SALİH BEY- Başka sorusu olan yoksa toplantı bitmiştir.

Bu adamın herhangi bir dalda uzman olduğunu düşünsenize… En başta söylenmesi gereken bir şeyi en son söyleyerek, büyük ihtimalle bütün dinleyenlerinin beynini yakardı.

Not: Bu anıma küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Radyoya başvurduğum gün, aramızda şöyle bir diyalog geçmişti. Size bunu eksiksiz olarak aktarıyorum.

SALİH BEY- Bizim işimiz zordur tatlım. Becerebilecek misin?

BEN- Evet efendim. Bu konuda şüpheniz olmasın.

SALİH BEY- Bak tatlım! Bizim burada çalışanlar, işine hiç saygı duymayan insanlardır. Sabahları birbirine günaydın bile demezler, sonra da çıkıp bana; “efendim bizim kullandığımız aletler eski” diye isyan eder durular. Siz hiçbir şeyi hak etmiyorsunuz. Yanlış anlama seni kastetmiyorum tatlım.

BEN- Hayır efendim, yanlış anlamıyorum.

SALİH BEY- Mesela, merdivenlerden in, kapının hemen solunda bir oda var. Git bak bakalım, orada ne var.

BEN- Şimdi mi?

SALİH BEY- Evet, ben seni bekliyorum.

Heyecanla aşağı indim. Kesinlikle o odada bir sürü teknik alet vardı ama insanların sorumsuzluklarından dolayı yönetim onlara vermiyordu. Yani böyle geçiriyordum içimden. Başka bir şeyin olma ihtimali yoktu. Tabi canım yoksa Salih Bey, beni neden beş kat aşağı indirsin ki? Kapıyı açtım ve bir süre kıpırdamadan, gördüğüm tablo karşısında öylece durdum. Burası tuvaletti. Bir daha baktım. Evet canım burası bir tuvaletti ve sanatçı olduğunu düşündüğüm birisi, tuvalete imzasını bırakmıştı. Daha fazla kalırsam kusacaktım, bekleme yapmadan şaşkınlıkla, yukarı Salih Beyin yanına döndüm. Beni görünce gülümsedi.

SALİH BEY- Gördün değil mi tatlım?

BEN- Gördüm efendim.

SALİH BEY- Ben daha kakasını yapmasını bilmeyene, günahımı bile vermem. Yarın gel başla tatlım. Gidebilirsin.

Eyüp TORU

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.