Hiçbir Şey ve Her şey
Ara sıra, bazen çok, bazen sonsuz şekilde babam geliyor aklıma. Hiç böyle olacağını ummazdım. İnsan kaybetmeden kimsenin değerini kesin kes veremiyor. Hep bir şeyleri eksik bırakıyor muhakkak. Nedenini soruyorum bazen kendime. Yanıtı yok. Yanıtsız sorulardan birisi olarak, aklımın bir köşesinde yerini korumaya devam ediyor. Ölümü bile bile, daha fazla kazanma hırsı gibi saçma sapan bir şey işte.
Kendimi bildim bileli sabah yedide ayakta olurdu babam. Emekli maaşını alacağı günler daha da erken uyanırdı. Kıyamazdı bana ama mecburdu. Usulca beni uyandırır, birlikte maaşını çekmeye giderdik. Her defasında ATM’nin önüne geldiğimizde, “bu sefer kesin nasıl çekiliyormuş öğreneceğim” derdi. Yaklaşık on-on beş yıl öğrenemedi. Alıştığım için, “tabi baba” deyip geçiştirirdim. Bir gün yedide uyanmadı. Bir gün her zaman yaptığı gibi dışarıya dolaşmaya çıkmadı. Bir gün emekli maaşını çekmeye beni uyandırmadı. Orhan Veli’nin şiirinde dediği gibi. Bir akşam uyudu, uyanmayıverdi. İşte hayatın özeti de gerçeği de bu. Hepimiz; daha vaktimizin var olduğunu düşünüp, bir gece uyuyacağız ve o gecenin sabahı olmayacak. Ya da günün devamı… Bir aşkın beklentisi. İçimizde diri tuttuğumuz umudun kazancı. Özlemlerin sonucu. Yarının hayali. Geçmişin özlemi. Bugünün güzelliği. Hiçbir şey olmayacak. Anlamsızlık kaplayacak her yanı. Eski bir hırka kalacak ondan geriye. Baban kokacak, ya da annen. O hırkaya asacaksın bütün güzellikleri. İşte o gün, yaşın kaç olursa olsun büyüyeceksin. Ve bir şiir dökülecek dudaklarından.
Hiçbir şey ülkesinde
Hiçbir şey, her şey
Her şey, hiçbir şeymiş.
(İlhan İrem)