Hayata Dair Notlarım (Birinci Bölüm)

Yayınlama: 01.07.2025
A+
A-
Konya Büyüksehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu,Yazar- Dramaturg

1

Ortaçağda herhangi bir kadını, “bu cadı” diyerek rahatça suçlayabiliyorlardı. O zaman devreye hemen kilise giriyordu. Sistem çok basitti. “Tanrı yargısı sistemi.” Açılımı ise şuydu. Suçlanan kadın, halka açık bir alanda diri diri yakılıyordu. Eğer kadın yanmazsa, o zaman kadın gerçekten cadıdır. Eğer yanarsa, o zaman masumdur ve direkt cennete gidecektir. Bu şekilde on binlerce kadın, ne yazık ki Ortaçağ Avrupa’sında diri diri yakılmıştır. Varın kilisenin gücünü, kadının çaresizliğini, güçlü güçsüz ayrımının nasıl bir uçurum olduğunu siz düşünün. Peki, günümüze geldiğimizde ne değişti? Sadece değişen şu; artık “bu cadıdır” diyerek yakmıyoruz kadınları. Ama günümüzde, yoldan geçerken “bana istekli baktı” diyerek defalarca bıçaklanabiliyor kadın. Sırf kocasından boşandı diye sokak ortasında öldürülebiliyor. Tecavüze uğruyor, sonra bu yetmezmiş gibi nişanlısı ondan ayrılıyor. Bitti mi, bitmedi… Henüz ölmedi kadın. İlla ölmesi gerek kadının. Yoksa başka türlü ahlakımız nasıl düzelsin. Sonra da karnındaki doğmamış çocuğuyla birlikte, eski nişanlısı tarafından katlediliyor. Bir kadın evlendikten on beş gün sonra kocası tarafından balkondan aşağı atılıyor. Friedrich Nietzsche’nin dediği gibi; “Nerede birileri sürekli ahlaktan bahsediyorsa, en ahlaksız onlardır.”

2

Çoksa insan eğer, bir topluluk halindeyse ve o topluluğun bir neferiyse; o zaman ondan daha cesur, daha dürüst, daha ahlaklı kimse yoktur. Ama eğer tek başınaysa insan; kâinat üzerinde ondan daha kötü bir varlık yoktur. O yüzden sevmez insan yalnızlığı. Bakın; üstüne basa basa söylüyorum. Yalnız kalmayı değil yalnız olmayı sevmez. Yalnız olmak ayrı, yalnızlığı seçmek apayrıdır. Ha unutmadan söyleyeyim. Her seçimin bir bedeli vardır. Emeksiz sevgi olmayacağı gibi, bedelsiz de cennet olmaz. Hatta cehennem bile…

3

Bir kız arkadaşımla birlikte kahve içip sohbet ederken, bana şunları söyledi.

“Geçen Mehmet ile oturduk sohbet ettik. Nazlı’dan ayrılmış. Ondan bahsederken sürekli gözleri doluyordu. O koskoca adam, gözümün önünde eriyip gitti. Sonra da dayanamayıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Çok şaşırdım bu duruma.”

“Neden” diye sordum istemsizce. O da bana şaşkın bir ifadeyle şunları söyledi.

“Ben erkeklerin ağladığına pek şahit olmadım. Bir kadının arkasından gözyaşı dökeceğinizi düşünmezdim. Tuhaf geldi bana.”

Kahvemden bir yudum aldıktan sonra gözlerinin içine bakarak şöyle söyledim. “Bence önce “vay ağlıyor” demek yerine, kadın neden gitti, adam neden ağlıyor ona bakmak gerek. Her zaman giden haklı, kalan suçsuz değildir zira. Ancak bunun erkek olmakla, kadın olmakla hiçbir ilgisi yoktur. İnsan olan ağlar, insan olan acı çeker, insan olan düşünür, insan olan diğerleriyle özdeşlik kurar. İnsan olan saçmalar, hata yapar, hata yapmaktan çekinmez. İnsansa ölür. Yaşarken bile…”

Önce gülümsedi bana. Sonra meraklı gözlerle sordu yine. “Ya kötüler? Onlar ölmez mi?”

“Ölmez “ dedim gayet sakin bir şekilde. “Kötüler ölmez, onlar sadece yok olur.”

Derin bir sessizlikten sonra kahvelerimizi içmeye devam ettik. Tek bir farkla. Artık kimse konuşmuyordu. Susmuştuk ikimizde.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.