Gecenin İçinden Geçenler
AYKUT BULUT …. Yazdı
Radyoda bir parça çalıyor. Adını tam bilmiyorum ama içime dokunuyor. Sonradan hatırlıyorum: Kürdilihicazkâr derler buna.
Balkondayım.
Gece serin. Ama üşümüyorum. İçimde başka bir şey var; soğuk değil, eksik gibi. Sandalyeye yarım oturmuşum. Kalksam düşecekmişim gibi.
“İnsan bazen neden oturduğunu bile bilmez,” diyorum içimden.
“Belki de kalkacak gücü olmadığı içindir.”
Radyodan gelen ses eski bir şeyi hatırlatıyor bana.
Ne olduğunu çıkaramıyorum önce. Sonra bir yaz akşamı geliyor aklıma. Aynı balkon, aynı ben değil ama. Daha hafifim sanki. Daha az düşünen biri ya da daha çok.
“İnsan ne zaman ağırlaşır?” diye soruyorum.
“Yaş aldıkça mı, yoksa yaşadıkça mı?”
Cevap yine yok.
Sokaktan biri geçiyor.

Yavaş.
Başını eğmiş. Boynu bükük gibi ama tam da değil. Genç mi, yaşlı mı seçemiyorum. Yüzünü görsem belki anlayacağım ama görmüyorum. Gece bazı şeyleri saklıyor.
“İnsan bazen bilerek mi saklanır?” diyorum içimden.
“Yoksa görünmemek daha mı kolay?”
Adam geçip gidiyor.
Arkasından bakmıyorum uzun uzun. Çünkü biliyorum, baksam da bir şey değişmeyecek. Herkes bir yerden geçiyor sadece. Kalmak yok.
Başımı kaldırıyorum.
Karşı bina.
On üçüncü kat.
Orada biri var gibi geliyor bana. Her gece bakıyorum oraya. Bir ışık yanıyor bazen. Bazen perde aralanmış oluyor.
“Beni izliyor mu?” diye düşünüyorum.
Gülüyorum sonra.
“İnsan kendini bu kadar önemli sanmamalı,” diyorum.
“Ama bazen de sanıyor işte.”
Yine de gözümü alamıyorum oradan.
Belki o da balkondadır şimdi.
Belki o da beni düşünüyordur.
Belki de hiç yoktur.
Radyodaki şarkı devam ediyor. İçim biraz daha doluyor.
“Bazı sesler insanın içini niye bu kadar açar?” diye soruyorum.
“Açtığı yerden ne çıkacak diye mi korkar insan?”
Elimi korkuluğa koyuyorum.
Soğuk.
Ama iyi geliyor. Gerçek gibi.
Bir an gözlerimi kapatıyorum.
Geçmiş geliyor. Parça parça. Net değil. Ama hissi aynı.
Bir ses, bir bakış, bir yarım kalmış cümle…
“İnsan en çok neyi unutamaz?” diyorum.
“Tam hatırlayamadığı şeyleri.”
Gözlerimi açıyorum.
Sokak boşalmış.
Az önce geçen adam yok.
Sanki hiç geçmemiş gibi.
Karşı binaya bakıyorum yine.
Işık sönmüş.
“Demek o da gitti,” diyorum.
“Ya da hiç yoktu.”
Radyonun sesi azalıyor.
Parça bitiyor.
Ben kalıyorum.
Balkonda, geceyle baş başa.
İçimden son bir şey geçiyor:
“İnsan bazen bir şarkı kadar gerçek,
bazen de bir gölge kadar belirsiz oluyor.”
Sonra kıpırdamıyorum.
Çünkü biliyorum…
Bu gece de geçecek. Ama içimde kalan, sabaha çıkmayacak