Cancağızım…
Hamurundan…
Sivridir siyasetin dili!
Acıtır!
Kanatır!
Yaralar!
Suyu, serttir!
Sözü, dikenlidir!
Ne ‘küçük’ dinler, ne ‘büyük’ sayar!
İtidal!
İlaçtır!..
‘Tutacaksın!’
Savunacaksın!
Anlatacaksın!
Anlatacaksın!
Ağzın kuruyana kadar!..
Anlatacaksın!
Dilinde tüy bitecek!
Dudakların patlayacak!
Ancak…!
Sağa sola ‘savurmayacak!’
‘Savrulmayacaksın!’
Aklına ‘mukayyet’ olacaksın!
Kendini ‘salmayacaksın!’
Bu ‘meydan’ herşeyi kaldırır!
Lümpenliği!
fanatizmi!
holiganizmi!
goy goyculuğu kaldırmaz!
Aynı ‘gemideyiz!’
Batırana!
Batmasına, göz yummayız!
Toprağımızı vermez!
Bayrağımızı indirtmeyiz, arkadaş!
Hemfikiriz!
Millet var!
Devlet var!..
Vicdan var!
Yargı var!..
‘Kindarlık’ yok!
‘Mevlâna’ olacağız!…
…
Herşey gelir geçer!
Sen kal!
Gün olur!
Akşam olur!
Gölge düşer!
Yıldız kayar, ay tutulur!
Cemre düşer!
Insan düşer!
Düşe kalka büyür!
Dünya döner!
Sen dönme!..
Herşey gelir gider!
Sen gitme!..
Varsan varım.
Yoksan, kör;
Dilsiz ve sağırım!..
Elim, aýağımsın!
Gözüm…
‘Biz kardeşiz!’
Günün sonunda…
‘Sarılacağız!’
…
‘Dün dün de kaldı cancağızım…’
Yarına…
Birlikte bakacağız!…