Bir Evliliğin İz Düşümü (Birinci Bölüm)
Yemekte ne var?
Ne gördüysen o var.
Sıkıntı şu ki, ben bir şey görmüyorum.
O zaman bir şey yok demektir.
Derin bir sessizlik oldu sonra. O gece ilk ve son konuşmaları buydu.
Birinci bölüm ( Neden arama)
Bize ne oldu? Nasıl bu hale geldik? Oysa biz, birbirimizi deliler gibi seviyorduk. Böylesi derin bir sevgi, nasıl olur da bu duruma gelirdi? On üç yıldır evliyiz. Ne yazık ki çocuğumuz olmadı. Tüm yollara başvurduk ancak nafile. Bir sonuç çıkmadı bir türlü. Sanırım düşündüğümde, bizi birbirimizden koparan nedenlerden biri de bu oldu. Olmadıkça, başaramadıkça birbirimizi suçlar olmuştuk. Çocuk bir evliliğin mührü sanki. Ne acıklı aslında. Koca bir evliliği bir çocuğun varoluşuna bağlamak. Bu yükü, hiç suçu günahı olmayan bir varlığa yüklemek.
Neden böyle yapıyorsun sevgilim? Neden benimle konuşmuyorsun?
Konuşunca oluyor mu?
Ya konuşmayınca? Konuşmayınca sorun çözülüyor mu?
En azından senin aptal bahanelerini dinlemek zorunda kalmıyorum.
Bahane mi? Ben sana gerçeği söylüyorum yalnızca. Sense masal istiyorsun benden.
Bazen masallara da inanmak ister insan. Bazen sadece inanmak ister. Olmayacağını bile bile… Bunu anlamak neden bu kadar zor?
Kim bilir belki de haklıydı. Gerçeği sevmiyoruz. Lanet olası şu dünyada, gerçek olan ağır geliyor bize. Zaten yeteri kadar acının, karanlığın, aldatmanın içindeyiz. Bir yalana inanmak ve o yalanla ömrünü tamamlamak istiyor insan. Ama ben yalanı sevmiyorum. Yalan söylendikçe yaşlandığımı, canımın acıdığını hissediyorum. Gerçeği aramak ve bulmak beni güçlendiriyor sanki. Korkarım eşimle aramızdaki en temel fark buydu. Peki, neden bunu göremedik bunca yıl? Çünkü âşıktık birbirimize. Aşkın, kör olmaktan pek bir farkı yok.
Sadece bir çocuğumuzun olmaması mıydı tek sorun? Bu kadar kolay ve ucuz olmamalı. Büyük aşklar böyle yıkılmaz diye düşünüyorum. Tek düşündüğüm bu değil elbet. Geçmişin koridorlarında dolanıp duruyorum. Bir iz, bir ışık arıyorum bize dair. Sorunu bulursan, çözümü de bulursun. Öyleyse gerçek sorun neydi? Anımsıyorum, evliliğimizin ilk yıllarında gözlerime bakınca gözleri dolardı eşimin. “Hangi iyiliğimin ödülüsün” sen derdi. Öylesine gururlanır, öylesine utanırdım ki size anlatamam. Ne kadar da övülmeyi seviyoruz değil mi?
Güç bela evlenmiştik. İkimizin de hiçbir şeyi yoktu yarına dair. Derme çatma bir evdi ilk evimiz. Eş dost yardımcı oldu da öyle evlenebildik. İkimizin de babası yoktu. Bu büyük bir eksikti. Yaşamayan ne yazık ki bilemez. Bir yerde duymuştum. “Babasız olmak en büyük yoksulluktur” diyordu. Biz iki yoksul, ortak bir varoluş umudunda buluşmuştuk. Ya gerçekten var olacaktık. Ya da yok olup gidecektik. O yatağında bense çekyatta, bütün gece bunları düşünüp durdum. Muhakkak bulmalıydım sorunun kaynağını. Zor bulduğumu kolay kaybedemezdim.
Birinci bölümün sonu