Bir Esintinin İçimde Açtığı Eski Deniz

Bir Esintinin İçimde Açtığı Eski Deniz
Yayınlama: 03.06.2026
A+
A-

Aykut BULUT….Yyazdı….

Bir esinti… Bir ince rüzgâr enseme vuruyor. Sanki adımı çok uzak bir yerden, unutulmuş bir sahilden fısıldıyorlar. Gözlerimi kapatınca altı yaşındaki hâlim elimden tutup beni deniz kenarına götürüyor.

Kumlar sıcak, deniz tuzlu, dünya kocaman… Ben küçücüğüm.

Sahildeki o tulumba geliyor gözümün önüne. Suyunu içtiğimiz, üstüne eğilip ıslandığımız o eski tulumba… Şimdi ne âlemdedir acaba? Üzerine zaman mı çöktü, yoksa hâlâ orada mı, bizi bekleyen bir hatıra gibi sessizce duruyor mu? Bilmiyorum. Ama biliyorum ki, onun yanında bıraktığım çocuk hâlâ orada.

Biraz ileride sahil gazinosu… Üstü mavi brandayla örtülü, tahta masa ve sandalyelerle dolu. Komşuların sesi birbirine karışırdı. Çay bardaklarının ince şıngırtısı, kahkahaların sıcaklığı, çocukların koşuşturması… Şimdi o seslerin yerinde derin bir boşluk var. Sanki sahil değil de bir zamanın kendisi çekilmiş geriye.

Rüzgâr sertleşince herkes aynı yere sığınırdı. Deniz birden kararır, uzaktan o tanıdık ses yükselirdi: “Fırtına çıkıyor, çadıra girin!” Biz küçük bir dünyanın içine çekilirdik. Çadır dar olurdu ama koca dünya oraya sığardı. Dışarıda deniz hırçın dalgalarla bağırırken, içeride hayat usulca fısıldardı. O bez parçasının altında, güvende olmanın hafifliğiyle birbirimize sokulurduk.

Annem yufka ekmekten öfelemeç yapardı. Parmaklarının arasında ezilen o tulum peynirli yufkanın, anne nefesiyle yumuşayan kokusu bütün çadırı kaplardı. Hâlâ içimde bir yerlerde sızlayan, burnumun direğini sızlatan en şifalı kokudur o. Dünyanın hiçbir sofrası, annemin eliyle büyüyen o tek lokmanın yerini tutmadı bir daha.

Bir köşede babam, fırtınayı unutturmak ister gibi cebinden o sihirli kibrit kutusunu çıkarırdı. Babamla oynadığımız o basit oyun, benim için hayatın kendisiydi. Kazandığımda babamın gözlerinde beliren o muzip ve gururlu bakışla büyür, dünyaları fethederdim. Şimdi çadırlar çoktan söküldü, o güven veren bakışlar bitti; ben o gözlerin yokluğuyla her gün biraz daha küçülüyorum.

Sonra bir sessizlik…

İçimde bir ses yankılanıyor:

“Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.”

Komşular, sahil, o insanlar nereye gitti? Hani birlikte yaşadığımız o küçük dünya… Sanki bir bir toplanıp zamandan çekilmişler.

Bir esinti yine vuruyor enseme. Ama bu kez rüzgâr değil; içimde açılmamış bir kapının boşluğu konuşuyor.

Ve ben anlıyorum: İnsan en çok çocukluğuna dönemediğinde büyüyor.

Çünkü bazı kayıpların mezarı yoktur; bir sahilin kıyısında, bir tulumbanın pasında, bir babanın bakışında yaşarlar.

Ve gün gelir, insan denizi değil, artık geri gelmeyecek olan kendisini özlediğini fark eder. O an anlar ki; çocukluk bitmez, sadece ulaşamayacağımız kadar uzağa çekilir.

Rüzgâr diner.

Deniz susar.

Ama insanın içinde, bir daha asla dönemeyeceği o yaz mevsimi ömür boyu dalga vurmaya devam eder.

Ajanslar tarafından geçilen tüm yerel ve ulusal haberleri, bu bölümde Netgazete.com.tr editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi olmadan otomatik olarak ajans kanallarından geldiği şekliyle yer almaktadır. Yerel ve ulusal  haberleri alanında yer alan haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen ajanslardır.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.