28 Numara (Tüm masumlara)
Herhangi bir devlet hastanesinin morgu. Önünde bekleyen bir aile. Diller suskun, bakışları kırık. Kadın sessizce ağlıyor yitip gidenlere. Her ölüm erkendir. Lakin bu gerçekten erkendi. Henüz yirmi yaşındaydı ve sonsuza kadar öyle kalacaktı.
Babanın ayakta durmaya dermanı yok. Göz ucuyla oturacak bir yer arıyor. Birkaç kez sendeleyince hemen bir yere oturtturuyorlar babayı. Bir ses duyuluyor koridorlardı. “28 numarayı çıkartın ailesi geldi.” Aile birbirine bakıyor. 28 numara da kim? Sonra anlıyorlar. Oğullarını kastetmişler. Adı bile yoktu artık orada. Bir numaraydı yalnızca. Basit sıradan bir numara. Oysa daha dün hayalleri vardı onun. Umudu, yarına dair bir beklentisi. Açılmayı beklediği sevdiği.
Ara tatil için ailesinin yanına gelmişti. Okuyordu. Okulunu hemen bitirip, mümkünse çalışmak istiyordu. Babası artık yorulmuştu. Gücü tükenmişti. Sırf o okuyor diye çalışıyordu. Emekli olmayı çoktan hak etmişti.
O akşam çocukluk arkadaşlarıyla birlikteydi. Geçmişi, yaşadıklarını, yaptıkları saçmalıkları, komik olayları konuşup doyasıya eğlendiler. Giderken çocukluk arkadaşlarından birisine şöyle demişti. “Bu gece içtiğim kahveyi hiçbir zaman unutmayacağım.”
Gece on iki gibi ayrıldılar oradan. Arkadaşları evine bırakmayı teklif ettiler ama o reddetti. Zaten evine uzak değildi mekân. Yürümek, şehri gezmek istiyordu. Öyle de yaptı. Arşınladı sokakları. Evlerin yanan ışıklarına bakıp, onlara hikâyeler iliştirdi. Çocukluğundan beri en sevdiği şeydi buydu. Dalıp gitti sonsuzluğa. Yolun karşısına geçmek isterken, 200 kilometrenin üzerinde hız yapan lüks bir araba tarafından canından oldu. Oracıkta can verdi. Araba lüks olduğu için sürücüye bir şey olmadı. Sürücünün alkollü olduğu tespit edildi. Sonra nasıl olduysa, bu belge ortadan kayboldu. Sürücü bir anda dinç ve alkolsüz olarak gösterildi. Verilen bilirkişi raporunda, aracın teknik bir arızadan dolayı istikametini kaybettiği, o yüzden de savrulduğu yazıyordu. İkinci mahkemede sürücü denetimli serbestlikle serbest bırakıldı. İşin rengi sonradan anlaşıldı. Genç çocuk ünlü bir iş adamının oğluydu. Bütün sistem, adalet mekanizması onun yanındaydı. Yeniden gördük ki bu memlekette zengine, parası olana, gücü olana hiçbir şey olmuyordu.
Aile defalarca mahkemelere başvurdu. Mahkeme kapılarında talan oldu. Ancak hiçbir şey değişmedi. Kısa bir süre sonra her şey unutuldu. Geriye savunmasız, yoksul bir çocuğun umutları, hayalleri kaldı. Artık anlaşılmıştı. Onun bir adı bile yoktu artık. Onun adı sadece 28 numaraydı. Bu kadar…Ötesi yok…