PARKUR, PARK VE SİNEMA




Sabah yürüyüşlerimi AKM Parkı parkurunda yaparım. Bu parkın hayatımda önemli bir yeri vardır. Benim için rüya üretme fabrikası ürünlerinin sergilendiği salondur AKM Parkı. 

Yürüyüş parkurunun yakınında Bay Sinema Türker İnanoğlu Yıldızlar Geçidi adıyla dar bir ara yol vardır. Bu yol üzerinde, tarihsel bağlamda, Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivalinde ödül alan sinema oyuncuları ile film afişleri üst üste ve sağlı sollu üçlü olarak sergilenmiştir. Yarım asrı beş geçe önce başlatılan festival, günümüze kadar kesintilerle, politik oyunlarla süre gelmiş olsa bile, yedinci sanat ya da sinema dediğimiz hareketli görüntü, hareketsiz bırakılma tehlikesiyle karşı karşıya getirilmiş bulunmaktadır.

Yıl dağılımına göre sergilenen birçok afiş daha şimdiden yok olmaktan kendini alıkoyamamıştır. 

Bir zamanlar sistemleri yıkım itibariyle en çok korkutan sahne sanatlarıydı. Görüntüyü seslendirme gerçekleştirilince, sistemin yıkılma korkusu, en etkili sanat olma özelliği kazanan yedinci sanata yüklenmiş oldu. Endüstrileşmeyle birlikte, korkutan sinemada sanatsal özü değiştirilme çabası içine girildi ve yedinci sanat korkutucu olmaktan alıkonarak bir nevi sistemin savunucusu konumuna getirildi. 

Mesaj açıktı: Ya bendensin ya da yok olup gideceksin!

Türkiye sineması direnç göstererek kimseden yana olmadığını, aksine sanattan yana olduğunu beyan etmiş olacak ki diğer festivaller gibi uluslararası konuma getirilen Altın Portakal Film Festivali de halktan koparılarak sadece afişlerde bırakılıp yok olmaya doğru terk edildi.

Artık sinema anılarda kalan ve didaktik yanı köreltilen manzum bir masaldı!

Masalcılar giriş tekerlemesini uzatacak, masal kahramanları softaların hışmına uğrayacak ve püriten bir toplumda sanatçı olma, işlevsel bağlamında ağır bedeller ödemeye maruz bırakılacaktı. 

Eleştiride gerçeklik yerini iyi niyete bırakacak, eleştirmenin ağzı “gag”lanacak, Türkçeden beş sessizin yan yana geldiği “dekonsrtrüksiyon” sözcüğü terk edilecekti.

Yani film sonrası bir rüyaya kanat açılmayacak, bir etkiye tepki gösterilmeyecek, söz dizisindeki giz duyumsanmayacak, anlatılamayan değil hep anlatılan izlenmek zorunda bırakılacak, ağız ve kalemler susacaktı!...

Sanat, halkla buluşabildiği sürece sanattır.

Antalya’da sinema sanatının halka kapılarını kapatması 2009 yılında başladı, 2014 yılında bölgenin en önemli simgesi olan portakal, deniz ve tarihi sembolleştiren Venüs Heykeli’nin önce altın rengi karaya boyandı, ardından da kimsenin göremeyeceği yükseklikte ve ağaçlarla örtülü bir koruluğa hapsedildi. 

Oysa Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali misyonu; Türkiye sinema sektörünü maddi ve manevi olarak desteklemek, Türkiye film yapımcısını nitelikli eserler ortaya koymaya teşvik etmek ve yapılan filmlerin uluslararası platformlara açılmasının önünü açmaktı. Otuz iki yıl süren bu misyon, sanattan hayli uzak başkanların düşünsel ve politik oyunlarıyla durma noktasına getirildi. O güzelim sinema günlerini yaşayanlar, halkı sanat ve sanatçıyla iç içe görmenin hazzını tadanlar, bugün ancak sıradan afişlerle kendilerini avutabileceklerdi.

Festivalin duraklama ve gerileme dönem galalarında bile, söz hakkının taraflı verildiği o günlerde, film eleştirme konusunda ödün verilmedi, çoğu zaman birçok filme haksızca verilen ödüllerin iptali sağlandı ve ödüller gerçek sahipleriyle buluşturulmaya çalışıldı, buluşturuldu.

Her şey bir yana, yedinci sanatı öz itibariyle putlaştırmaya alet edenler ya da yedinci sanatı öz itibariyle kara çarşafın altına sokanlar, bir gün siz de sinemasız kalmanın ne denli hüzünlü olduğunun hüznünü yaşayacaksınız.

Bugünün, geleceğin ve hayaller arasında sıkışmış bireyin kurtuluşu, özgürce yapılan sinemadan geçiyor olsa gerektir.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları


Google 300x120


Piyasalar


Futbol Ligleri Puan Tablosu


Hava Durumu





Kızılay Web Banner 120X600